thumb1

Allah’a ve Akrabaya Hassasiyet Yolunda Bakırlı Köyüm


Kur’ân-ı Kerim, Allah kelamı olarak insana kıyamete kadar hayat dolu mesajlar veren, aydınlatıp yol gösteren bir kitaptır. Her cümlesi; her zaman ve mekanda yeniden anlaşılan, kendini yenileyen, dil kurulumu itibariyle veciz ve mucize bir sözdür. Kur’an’ın mucize oluşunun esasları arasında belagat ve fesahatin zirvesinde olması yanında özellikle müteşâbih alan içindeki manaların tüketilemez oluşu da vardır.

Nisa Suresinin ilk âyeti, insana dair pek çok önemli mesajlar içermektedir. Ne var ki bu yazı, âyetin sadece “Adına bir birinizden istek ve dileklerde bulunduğunuz Allah’a ve akrabaya karşı takvalı olun” kısmı ile Bakırlı Köyümüzün çocukluğumdan itibaren benim zihnimde ve ruhumda bıraktığı izleri harmanlanmaya çalışacaktır.Bu âyette insana bir merkez veren, sağda solda uçuşup kaybolmasına engel olan şu iki önemli varlık dile getirilir. Allah Teâlâ ve Akraba.

Varlığımızın nedeni ve sahibi, öncelikle Allah Teâlâ’dır. Her şeye gücü yeten, sonsuz rahmet ve mağfiret sahibi olan Yüce Rabbimiz bizi var etmiş, türlü türlü nimetler lütfetmiş; karşılık olarak ise bizden sadece kendisine inanıp ibadet etmemizi, iyi ve ahlaklı insanlar olmamızı istemiştir.

Varlığımızı ve her şeyimizi borçlu olduğumuz Cenâb-ı Allah, bizim merkez ve istikrar kaynağımızdır. Ona iman edip güzel işler yaptığımızda her taraftan esen fırtınalar, bizi sağa sola savurmamakta, ayaklarımız sabit ve sağlam olarak merkezde durabilmektedir.

İmanımız sayesinde biz; fırtınalar, belalar ve kötülükler karşısında yalnız değiliz, bir merkezimiz var ve o merkez bizi görüyor, duyuyor, kontrol ediyor ve koruyor. Kötülük ve çirkinliklere düştüğümüzde yine Yüce Rabbimizden yardım diliyoruz. O’na tevbe ediyor, O’nun adına ibadet yapıyor, yine O’nun adına kendimize ve başkalarına söz veriyor, and içiyoruz. Düşündüğümüzde insan için bu büyük bir güç, aynı zamanda büyük bir nimettir. Zira Allah’a iman, günahlardan ve kötü alışkanlıklardan kurtulma yolunda yardım alacağımız en önemli güçtür. O’na vereceğimiz bir söz ve yemin bizi günahlardan ve kötü alışkanlıklardan uzak tutabilir. Allah’ın adı hürmetine başkasından bir dilek ve talepte bulunduğumuz zaman veya O’nun adı verilerek bizden bir dilek ve talepte bulunulduğu zaman, icabet ve kabul daha kolay gerçekleşir ki, dilenciler bu inceliği farkeden en zeki, aynı zamanda en istismarcı kimselerdir. Fatiha suresinde “ancak Sana kulluk eder ve ancak Senden yardım dileriz” sözü esas itibariyle bize şahsî, dinî ve dünyevî sıkıntılarda yegane başvuru kaynağımızı işaret etmektedir.

İstikrar içinde merkezde durmamızı, felaketler karşısında savrulmayıp sağlam şekilde yere basmamızı sağlayan diğer temel unsur ise başta anne babalarımız olmak üzere akrabalarımızdır. Varlığımızı kendilerine borçlu olduğumuz, beşer düzleminde varlık sebeplerimiz olan anne babalarımız ve aidi olduğumuz akrabalarımız da, bizi bir merkez etrafında toplayan, karanlıklarda saçılıp savrulmamıza engel olan ikinci bir güçtür. Akrabalık hakkı için iyi ve kötü günde birbirimizin yanında durmaya çalışır, aynı hak için birbirimizden yardım ister, yardım alırız. Unutmamalıyız ki “insan arkadaşını seçebilir ama kardeşini seçemez.”

Peygamberimiz akrabalık bağlarını ve hukukunu gözeten, teknik deyişiyle sılay-ı rahim yapan insanlara cennet müjdeler. Bu müjde, akrabalık bağlarını koruyup sıklaştırmamız konusunda çok önemli bir ilâhî vasiyet ve güçlü bir motivasyondur. Akrabalık bağını korumak, bir kişi için hem vermektir hem almaktır. Çünkü güç vermek, aynı zamanda güç almaktır. Akrabaya verilen maddî ve manevî destek, aynı zamanda kişinin kendisine verilmiş bir destek ve kuvvettir. Akrabalık bağlarıyla ortaya çıkan destek ve kuvvet; başka bir grup, kulüp veya arkadaş çevresi ile sağlanamayacak kadar değerlidir.

Bir ferdi olmaktan her zaman sevinç ve heyecan duyduğum Bakırlı Köyümüzün Allah Teâlâ ve akrabalık konusunda bize ilham ve motivasyon kaynağı olduğuna inanıyorum. Belki bu yüzden, kendimi hatırlayıp bilebildiğim üç dört yaşlarımdan beri, gittiğim her seferde köy bende hep izahı zor olan farklı bir ruh hali oluşturmuştur. Ruhumda yaşadığım heyecan daha evden çıkmadan başlardı. Çünkü ben köyüme gidiyordum. Köy, benim için Ankara’dan eğlenceli bir kara yolculuğuyla ulaşılan bir menzil olmuştur. Köyümüz, Çubuk-Şabanözü yolu asfaltlanmadan önce, genellikle Çankırı yolu üzerinden Tüney sapağı istikametinde uzanır, Mart ve Karakoçaş Köylerinin eteklerinden Ova stabilizesiyle karşımıza çıkar, arabanın camlarından ufacık bedenimle köyü hemen görmek için sağa sola bükülür, yakalayabildiğim anlık vizyonlarda cisme bürünmüş güzelliğiyle bütünleşmeye çalışırdım. zaman zaman ve yolun asfaltlanmasından sonra da çoğu zaman kullandığımız Şabanözü yönünde yaptığımız yolculuklarda ise dokuz dolambaçlarla görünen köyümüzün silueti, “işte görünen o köy bizim köyümüzdür” duygusuyla bende yine bir heyecan uyandırdı. Aslında itiraf etmeliyim ki bu heyecan hiç bitmedi, aynı heyecanı bugün bile her seferinde yine yaşıyorum. Belki de bu heyecan, aidi olduğumuz Yüce Rabbimizle akrabalarımızın bir toprak parçasında daha güçlü hissedilir olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü insan toprağa yakın yerde, hele de köyünde, kendini Rabbine, akrabasına ve toprağına daha yakın hissederdi. Şehirler insanı manevi atmosferden ne kadar uzaklaştırırsa, buna inat köyle Allah’a ve akrabaya o kadar çok yaklaştırırdı.

Hasat mevsimi, sabahın ilk ışıklarında başlayan tarla yürüyüşleri, yürüyüşler sırasında kadınlar arasındaki sıcak sohbetler, ekinlerin oraklarla yolunması, öğle vaktinde bakır tas ve depnilerden çıkarılan yemek ve yoğurtlar, akşamleyin iş başarmanın verdiği iç huzurla karışık yorgunluk içinde köye dönüşler, çeşitli tarlalardan yolunup veya tırpanla kesilip harmana getirilen ve burada biriktirilen ekin yığınlarının gece gündüz önceleri düvenle, sonradan ise patozla buğday ve samana dönüştürülmesi bende kalan unutulmaz izlerdir.

Ne güzeldi harman mevsiminin son günü, en son samanlıklara konan samanlarla mevsim tamamlanır, banyolar yapılır ve büyük bir işi başarmanın hazzıyla istirahata çekilinirdi. Köye daha elektriğin gelmediği karanlık köy gecelerinde tahta kurularından uyuyamayıp evimizin güneybatı yönüne bakan balkonuna çıkar, kaşımaktan bakla bakla kabarmış vücuduma ibrikten su dökünerek sürünür ve rahatlamaya çalışırdım. Bu arada çırçır böceklerinin unutulmaz sesleri eşliğinde yıldızların yere indiğini, elimi uzatsam kucağıma dolduracağımı zannettiğim ve zevkle seyrettiğim uzun yaz geceleri…

Köyümüz ben de Nisa suresinin 1. âyetinde ifade edilen ve hassas olmamız öğütlenen Allah ve akraba motifıni her zaman hatırlatmıştır. Toprağımdan olan herkesi, hassasiyet geliştirmemiz gereken Allah ve akrabaya davet ediyor, bu ikisi hayatınızdan hiç çıkmasın diyor, bu vesileyle sevgi ve saygılarımla tüm köylülerimi yürekten selamlıyorum


Kaynak: Bakırlı'nın Sesi Temmuz 2016*Sayı 11

İletişim Detayları

Web Sitesi Editörü: Serdar DEMİRHAN

Telefon: 0505 949 60 57
Email: serdar349@gmail.com