thumb1

Tasavvuf Yolunda


Tasavvuf terbiyesi, Allah ve Rasulünün (s.a.v) öğrettiği edep üzere kurulmuş manevi bir ahlak eğitim sistemidir. Bu sistemin hedefi, takva ve edeple Allah Teala’nın rızasına ulaşmış olgun insan yetiştirmektedir.Tasavvuf terbiyesinin merkezinde olgun bir mümin (mürşid-I kamil) bulunur.Mürşid insanları terbiye etme yetkisini halktan değil, Cenab-I Haktan alır. İnsanları terbiye etme işi, ilim ve Irfan ister. Gerçek anlamda terbiye görmeyen kişi, bir başkasını terbiye edemez.

Yazımıza başlarken önce alemleri yaratan Allah’a (c.c) hamd olsun. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v) sonsuz selat-u selam olsun.

Öncelikle tasavvuf nedir sualiyle başlayalım. İnsan terbiyesini hedefe alan ve insanı gündemde tutan bir sistemdir. Dünyada insan bulunduğu, yaşadığı sürece, insan da güzel ahlakla mükellef oldugu sürece -ki bu kullugun bir geregidir- tasavvuf hep var olacaktır. Bu yüzden gerçek tasavvuf, islamın hizmetçisi, takva ve edebin temsilcisi, sevginin bahçesidir.

Tasavvuf terbiyesine girenlerin ve onu dılarıdan tenkit edenlerin bu gerçeği bilmesi gerekir. Tasavvuf yolunu tercih edenler neden bu yola girdiklerini bilsinler ve nasıl bir emanet taşıdıklarını idrak etsinler; tavavvufa karşı çıkıp onu tenkit edenler ise neye karşı çıktıklarını ve bu yolu tenkit etmekle sonuçta ne kazandıklarını görsünler.

Gerçek sufiliğin ve tasavvufun ne olduğunu bilmek. Bu bilginin bize iki önemli faydası vardır. Birincisi, bütün devirlerde hiç gündemden düşmeyen islam dinini en güzel şekilde temsil eden bu yolun ne oldugunu öğrenmek. ikincisi, böylesi bir rahmet deryasından, edep kaynagından yararlanabilmektir.

Günümüz yaşantısında özellikle halk arasında tasavvuf ve sufi gerçek manasında tanımıyor. Dini terimler yanlış kullanılıyor. Bu yüzden tasavvuf hakkında sık sık suçlamalara ve yersiz değerlendirmelere şahit olunuyor. Kelime ve kavramlara cahilce yüklenen hatalı manalar, doğru ve yanlışı birbirine karıştırır. Bununla beraber devrimizin maddeci anlayışı da dinimizin yüksek degerlerini değersiz hale getirmektedir. Bu durum günümüz insanının zaten sönmek üzere olan dini anlayışını, hayır işlere yönelişini ve manevi degerlere saygısını iyice azaltmaktadır.

Yıllardır din düşmanlarının müslümanlar arasında sinsi ve planlı bir şekilde yaydıgı kelime ve kavram kargaşası yüzünden esasında aziz olan degerlerimiz zelil, zelil olanlar ise aziz olarak gösterilegelmiştir. Bu sebeple akıllıolup ölçüyü bilmek, dikkatli olmak gerekir. Bilmediğimiz bir işi, Kur’an ve sünnet ölçülerine göre yorumlamalıyız. Bu hususta hüküm vermekte acele edip hataya düşmemeliyiz.

Aslını bilmediğimiz için anlamadığımız bir konuyu hemen inkar yoluna gitmemeliyiz. Aksi halde mümine kafir, alime cahil, veliye gafil insan demiş olabiliriz. Bu da dinimizce yanlıştır. Tasavvuf yolunun büyüklerinden Cüneyd-i Bagdadi Hazretlerinin şu sözü ne kadar anlamlıdır. ”Biz tavavvufun ondan bundan nakil ve kuru laf ile elde etmedik. Ona Allah için açlık çekerek dünyalık isteklere rağbeti terk ederek ve sevip alıştığımız şeylerden uzaklaşarak sahip olduk.”

Tasavvuf akılla anlaşılmaz, dille anlatılmaz, yanına yanaşılmaz bir şey değildir. Tasavvufun kelime olarak tarifi kolaydır fakat yaşantı olarak tatbiki zordur. Öncelikle şunu kabul etmek gerekir. Tasavvuf yeni bir din değildir, dini yeni bir anlayışla takdim şeklidir. Bu takdim şekli her devre göre değilse bile değişmeyen şey onun temel usul ve hedefidir.

Tasavvuf terbiyesi, Allah ve Rasulünün (s.a.v) öğrettiği edep üzere kurulmuş manevi bir ahlak eğitim sistemidir. Bu sistemin hedefi, takva ve edeple Allah Teala’nın rızasına ulaşmış olgun insan yetiştirmektir. Tasavvuf terbiyesinin merkezinde olgun bir mümin (mürşid-i kamil) bulunur. Mürşid insanları terbiye etme yetkisini halktan değil, Cenab-ı Haktan alır. insanları terbiye etme işi, ilim ve irfan ister. Gerçek anlamda terbiye görmeyen kişi, bir başkasını terbiye edemez.

Günümüzde mürşidlerde terbiyesini peygamber efendimizden (s.a.v) silsile yoluyla alarak gelmişlerdir. Bu anlamda büyük mürşid Ebu Hafs Haddad (k.s) tasavvufun ne oldugunu kısaca şöyle tarif etmiştir. ”Tasavvuf bütünüyle edepten ibarettir. İnsanın yaşadığı her anını her halin ve makamın kendine göre bir edebi vardır. Bu edebe her zaman riayet eden kimse, Allah dostu olur. Edebi koruyamayan kimse, her ne kadar kendisini güzel bir halde zannetse bile, esasen onun Allah katında yeri ve bir degeri yoktur. Bu kimse kendisinin ilahi huzurda kabul gördüğünü düşünse de aslında oradan çok uzaktır.” İnsanın terbiye edilip eğitildigi bu okula samimiyetle girilir. Burada terbiyeden maksat, insana ulaşmak ve onu ilahi terbiye ile buluşturmaktır. İslamın her daveti, insan içindir. Dolayısıyla her insanın yaradılışı (fıtratı) farklıdır. Bunu mürsid olan Allah dostları ‘Allah’a giden yollar mahlukatın sayısıncadır.” sözleriyle anlatırlar.

Mürsidlerin, bir müridin Allah vergisi yeteneklerinin ne olduğunu ortaya çıkaracak bu eğitim sürecine ’seyri sülük’ denir. Tasavvuf büyükleri terbiye metotlarını Kuran ve sünnetten almışlardır. Tasavvuf yolunu kısaca özefeyecek olursak tasavvuf güzel ahlaktan ibarettir. Güzel ahlak, Allah Teala’nın edebi ile edeplenmektir. Bu içi ve dışıyla Allah adamı olmak demektir. Bu güzelliği elde etmenin yolu samimiyetle Allah’ın sevgilisi Hz. Muhammed (s.a.v) uymaktır. Ona uyan, yüce Allah’a dost olur. Allah’a dost olan kimse, dünya ve ahiretin şerefini bulur, ebediyyen kurtulur. Bu sonuç her insan için en büyük hedeftir. Bütün Bakırlı Köyü hemşerilerimizin bu hedefe ulaşmasını yüce Allah’tan niyaz eder, bütün hemşerilerimize saygı ve hürmetlerimi sunarım. Allah’a emanet olun.
Kaynak: Kaynaklarıyla Tasavvuf/ Doç. Dr. Dilaver Selvi
Bakırlı'nın Sesi Haziran 2014*Sayı 9

İletişim Detayları

Web Sitesi Editörü: Serdar DEMİRHAN

Telefon: 0505 949 60 57
Email: serdar349@gmail.com