thumb1

Beni, Köyümün Yağmurlarında Yıkasınlar


Eğer ölürsem buralarda.
Eğer benim için ağlayan biri varsa başucumda.
Vasiyetimdir Beni götürsünler doğduğum topraklara.
Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar.

Eğer ölürsem buralarda. Eğer benim için ağlayan biri varsa başucumda. Vasiyetimdir Beni götürsünler doğduğum topraklara. Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar.

İlkokul sıralarında en kolay ezberleyip terennüm ettiğimiz şarkı hiç şüphesiz, “Orda bir köy var, uzakta. O köy bizim köyümüzdür. Gezmesek de, tozmasak da. O köy bizim köyümüzdür.” sözleriyle sürüp giden şarkıydı. Çocukluk günlerimizde sıradan bir şarkı gibi gelirken nedense şimdi daha bir anlamlı daha bir iç parçalayıcı manaya büründü sanki. Köyünü terk edip gurbet elleri mesken tutmak zorunda kalmış bizlere o günden bir mesaj mı veriyordu bilemiyorum.

Bugün türlü politikalarla köyler boşaltılmış, insanlar kentlere üst üste yığılmışlardır. Üst üste dedim. Bu bir gerçektir. Bir apartmanın nüfusu bir köy nüfusu kadar var neredeyse. Buradaki “köy nüfusu ifadesi” elbette sadece sayısal yani nicelik arz eden bir tanım. Orada, köyün niteliklerini; sıkı komşuluk ilişkileri, yardımlaşma, sevgi saygı…vb insani hasletleri bulamazsınız. Koskoca apartmanda bir tek tanıdığınız yoktur. Yaşarken mezara girmiş gibisinizdir. Ne garip…  

Kentlerde “her gün, bir ayrılık, her gün bir gurbettir.” Belirli saatler vardır. Bunlara uymak için programlar yaparsın, hedeflerin olur, plan kurarsın. Nasıl ki seri üretim yapan fabrikada bir kademe tezgahı arıza yapınca diğer tüm tezgahlar da otomatik olarak devre dışı kalır, kent yaşamında da örneğin; işe giderken otobüsü yada servisi kaçırdığında zincirleme olaylar başlar. Yıkılan domino taşları gibi… Gece geç vakitte döndüğün yer ev midir, lokanta mıdır yoksa otel midir varın siz hesap edin. Gün boyu ayrı kaldığın aile bir aradadır ama vakit uyku vaktidir. Gün olur çoluk çocuğun seni hiç göremezler. Bu ayrılık hasreti ancak iple çekilen Pazar günleri sona erer gibi olur…

Köyler, kentte yaşayan insanların akciğerleridir. Her türlü kirliliğin hüküm sürdüğü kentler aslında birer ömür törpüsüdürler. Ne vakit ki, düğün olur, bayram olur, seyran olur koşar gider eğlenir, soluklanır iki nefes alırız. Öte yandan kaza olur, hastalık olur, ölüm olur bir vesiledir yine koşar gider ah eder vah eder, ağlayıp inler iki nefes alırız. Eş görür, dost görür, selamlaşır, sohbet eder, halleşir, helalleşir rahatlarız.

Köyün vefalıları ona sahip çıkanlardır. Ve kente göçenler onlara çok şey borçludurlar. Evet, köylü canından bezdirilmiş, köyü terk etmeye adeta zorlanmışlardır. Köy nüfuslarının üçte ikisi artık kentlerdendir. Köylerimiz boşaltılmıştır. Kente göçenlerin yanında köyde kalanlarımız da vardır.

Onlar aslında cesur olanlarımızdır. Onlar vefalı olanlarımızdır. Her şeye rağmen köyde kalıp ata ocağını tüttürmeyi tercih eden, köylerimizi ayakta tutan onları yaşatan, iyi günde yada kötü günde bir araya toplaşmamıza vesile olan köylü halkımıza biz kentliler aslında çok şey borçluyuz. Onlarda olmasa… Allah onları başımızdan eksik etmesin.

Vasiyetimdir. Şairin dediği gibi “Eğer ölürsem buralarda. Beni götürsünler doğduğum topraklara. Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar.


Kaynak: Bakırlı'nın Sesi Temmuz 2016*Sayı 11

İletişim Detayları

Web Sitesi Editörü: Serdar DEMİRHAN

Telefon: 0505 949 60 57
Email: serdar349@gmail.com